Balon nedir? Kolektif bir inançtır. Peki, çöküş nedir? Bu inancın yıkılmasıdır. Yapay zeka iki ayrı balonun ortaya çıkmasına neden oldu. Bir borsa balonu oluştu, en fazla dikkat çeken iki oyuncu olan OpenAI ve Anthropic’in yaklaşık birer trilyon dolarlık astronomik piyasa değerine ulaşacakları öngörülen halka arzlarını yapmaları bekleniyor. Fakat bu yükseliş daha büyük endişelere neden olan bir kredi balonuyla finanse ediliyor. Borsaların çöküşleri genelde yıkıcı olmaktan ziyade göz alıcıdır –varlık değerlerinde kayıplara yol açar– oysa kredi balonları patladığında finansal sistem genelinde bir dizi temerrüt dalgasını tetikler.
Kapitalizm tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir sermaye seferberliğini ayakta tutacak kadar güçlü bir kolektif inancın yarattığı iki balondan söz ediyoruz. ABD’li kapitalistlerin hikaye uydurma –yani inanç yaratma– konusunda bazı şeyleri iyi bildiklerini kabul etmek gerekiyor. Bu kez hiçbir çabadan kaçınmayıp bize şimdiye kadarki en görkemli vizyonlarını sundular. Ne var ki bunu alışılmadık ve paradoksal bir biçimde yaptılar: insanları sattıkları ürünün dehşet verici, neredeyse varoluşumuzu tehdit edecek risklerine ikna ettiler. Anthropic’in başındaki Dario Amodei, yalnızca kendi çıkarına hizmet edecek mesajlar veren bu retorik üslubu, pişmanlık kisvesi altında, ustaca kullanıyor:
1) Yapay zeka muazzam bir tehlike arz ediyor; yani, benzeri görülmemiş bir güce sahip bir araç olması sizi de fazlasıyla ilgilendiriyor;
2) Evet, bir canavar yarattım ancak bunu itiraf edebildiğim için vicdanım rahat (o halde, bu ölümcül silahı kullanırken biraz da erdemli olmak istiyorsanız benden satın alın);
3) Özgür Dünya hükümeti bu silahın artık başkalarının eline geçmemesi gerektiği konusunda uyarıldı. Mesela Çinliler? Felaket olur! Oysa benim ellerim, daha önce de söylediğim gibi, tertemiz;
4) Tüm bunların dünyayı sarsacak önemi dikkate alındığında, işler finansal açıdan ters giderse, hiçbir koşulda boynu bükük bir Lehman Brothers misali batmamıza izin verilmemelidir.
Bu, kusursuz bir masal: insanlığın geleceği tehlikede, kötü adamların ödüle ulaşmasına izin verilmemeli. Elbette masallar birer iş modeli değildir. Şimdiye kadar büyü yapmak kafiydi, ne büyüydü ama. 2020’den bu yana “Büyük Beşli” –Microsoft, Google, Oracle, Meta ve Amazon– aynı kazana 1,9 trilyon dolar aktardı. Bu kadar yatırımın artık getiri sağlaması gerekiyor; yakın zamanda olmayacaksa (ki pek olası değil) bile, er ya da geç yatırımı karşılayacak kadar getiri lazım. Yapay zekaya şüpheci yaklaşanlar başta dırdırcılar, mucizelerin heyecanını yaşamaktan ve zamanımızın büyük medeniyet atılımını anlamaktan aciz mızıkçılar diye yaftalandı. Yapay zekaya yönelik kolektif inanç, bu inancı sınayan kanıtlara daha ne kadar dayanabilir? Cevap: uzunca bir süre, ama sonsuza kadar değil. Hele de şimdi olduğu gibi uyarı işaretleri çoğalmaya başlıyorsa. Bu inancın aşınmasının başlangıcına tanıklık ediyor olabiliriz; kritik eşik aşıldığında, öncesindeki taşkınlık ne kadar coşkuluysa o kadar acımasız bir finansal çöküş yaşanacaktır.
Peki, gelir tahminleri sermaye harcamalarını haklı çıkarabilir mi? Hiper-ölçekli tüm şirketlerin kaderi buna bağlı: verileri toplamak, barındırmak ve işlemek için devasa tesisler kuran bulut hizmet sağlayıcıları, yani AWS, Google, Microsoft, Oracle, Meta; bir de benzer ölçekte çip ve işlem gücü tüketmeyi taahhüt eden yapay zeka laboratuvarları. Anthropic, 2029’a kadar Google, AWS ve Microsoft’a 330 milyar dolarlık taahhütte bulunurken, OpenAI ise 2030 sonuna kadar AWS, CoreWeave, Cerebras, Oracle, Microsoft ve başka şirketlere 852 milyar dolarlık taahhütte bulundu. Bu kadar büyük meblağlar manşetlere taşınması ve yapay zekanın bir dönemi tanımlayıcı niteliğine dair toplumsal inancı beslemesi amacıyla ortaya atılıyor. Oysa bu “taahhütlerin” hukuki statüsü ve muhasebesi fazlasıyla belirsizdir. Bunlar, hukuken bağlayıcı sözleşmelerden usulen önerilere, abartılı fantezilere, hatta yıldızlararası ufuklara dair konuşmalara kadar uzanır.
Bir noktada herkes ayaklarını yere basmak zorunda kalacak. Gerçek ne kadar acı olursa olsun, kayıplar da yaşanacak. Yapay zeka laboratuvarları talep aynı hızda artmadan ceplerini boşaltmak zorunda kalırlarsa bu onların sonu olacaktır; hiper-ölçekli şirketler de kendilerini çaresiz bir durumda bulurlarsa, bu da iyi sonuçlanmayacaktır. Bunun nedeni, bu şirketlerin halihazırda 2 trilyon dolarlık sermaye harcaması taahhüdünde bulunmuş olmaları ve önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını taahhüt etmeyi planlamalarıdır (Goldman Sachs’a göre, 2025–30 dönemi için hedef 5,3 trilyon dolardır). Anthropic ve OpenAI henüz halka açık şirketler olmadıkları için kesin taahhütlerin oranını kimse bilmiyor. Bildiğimiz şey, fon toplama turlarına ilişkin sayılar: Bu yıl Anthropic için 95 milyar dolar, OpenAI için 122 milyar dolar; bu da hâlâ devasa bir finansman açığına neden oluyor, şu anda muazzam zararlar ettikleri için kendi kendilerini finanse etmeleri söz konusu bile değil. Bu da yetmezmiş gibi, Nvidia’nın patronu Jensen Huang –unutmayalım ki bütün sektöre güç sağlayan çipleri tedarik eden kişi odur– gigawatt başına 80 ila 100 milyar dolarlık bir maliyet temel alındığında, planlanan veri merkezlerinin maliyetinin Goldman Sachs’ın öngördüğü gibi 5,3 trilyon dolar değil, 9,5 ile 15 trilyon dolar arasında bir tutar olacağına dikkat çekti. Ne de olsa onun da zararını telafi etmesi gerekiyor.
Dolayısıyla, tek değişkenli ve tek parametreli bir denklemle karşı karşıyayız. Değişken: talep. Parametre: finansman. Bu da değişken somutlaşmaya lütfedene kadar hepimize zaman kazandıracak. Talep, irrasyonel coşkunun itici gücü sayesinde baş döndürücü bir hızla ortaya çıktı; kimse bir devrimi –özellikle de kapitalist bir devrimi– kaçırmayı göze alamazdı. Bu aşamada, talebin ivmesini besleyen yegâne şey abartılı heyecandı. Ardından, yapay zekanın gücüne duyulan coşkulu hayranlığın eşlik ettiği ilk benimseme dalgası geldi. Fakat sorun şuydu ki, özellikle sayılar birbirini tutmadığında mucizelere pek de sabrı olmayan finans departmanlarında artık daha sıradan denebilecek türden bir muhakeme yürütülüyordu. Müşterilerini ücretsiz erişimle bağlayan yapay zeka laboratuvarları, şirketlerden de sabit planlar üzerinden ücret almaya başladı. Bu noktada harcamalar hâlâ öngörülebilirdi. Ancak bağımlılığın bir sonraki aşamasına geçilince fiyatlandırma modeli bir anda kullanıma, yani Büyük Dil Modelleri’nin (LLM’ler) beslendiği temel birim olan token’lara göre değişti. Önceden duyurulmamış bu değişiklik, yapay zeka maliyetlerinin bir anda fırlamasına yol açtı ve finans departmanlarını tamamen hazırlıksız yakaladı.
Örneğin Uber, öngörülen yıllık yapay zeka bütçesinin yalnızca bir çeyrekte tamamen tükenmiş olduğunu fark etti. Bu, hiç de sürpriz olmadı: Yapay zekaya duyulan heyecan, çalışanları bu görkemli yeni çağın bir parçası olmak ve kişisel verimliliklerini en üst düzeye çıkarmak için bu akıma katılmaları gerektiğine ikna etmeyi başarmıştı. Onları daha da teşvik etmek üzere “tokenmaxxing” (gerçek inancın bir göstergesi) adlı yeni bir kavram icat edildi, ayrıca tokenmaxxing’i en etkili uygulayanlar için başarı sıralamaları ve onur listeleri oluşturuldu. Çalışanlar bu işe öyle büyük bir hevesle atıldılar ki, onları bu çılgınlığa sürükleyen şirketler bile acil fren yapmak zorunda kaldı. Buna Amazon ve Meta gibi devler de dahildi. Durum netleşene kadar kullanım sınırlandırılacaktı. Ancak durum hâlâ hiç de berrak değil. Harcamalar ancak sonradan değerlendirilebilir, verimlilik artışları da tutarsız ve belirsizdir. Şirketler yapay zekaya yatırım yapmaya halen istekli, ancak yatırımlarının karşılığında elde edecekleri getiriler konusunda en azından bir parça öngörülebilirlik talep ediyorlar, ancak mevcut durum mazotla dolu bir havuz ne kadar berrak olabilirse o kadar berrak görünüyor.
Özellikle son derece dalgalı bir seyir izleyen fiyatlandırma meselesinin yakın zamanda berraklığa kavuşması pek olası görünmüyor. Geçen haziran ayında, Wall Street Journal’ın bir haberinde OpenAI’nin token fiyatlarını önemli ölçüde düşürmeyi planladığı aktarıldı; bu, belli ki Anthropic’ten pazar payı kapmak için atılmış bir adım. Ancak rakibi gibi OpenAI’nin de gelire fazlasıyla ihtiyacı var. Diğer tüm koşullar sabit kaldığında, fiyatları düşürmek bu açıdan bir fayda sağlamaz; talep ne kadar esnek olursa olsun, genel talep nihayetinde yapay zekayı kullanan şirketler tarafından belirlenir. Mevcut belirsizlik göz önüne alındığında da hakim tutum temkinli olmak, hatta geri çekilme eğilimindedir.
Dahası, OpenAI ile Anthropic arasındaki fiyatlandırma savaşının ne kadar ciddi olduğunu –ve bu savaşın tırmanması halinde sonuçlarının ne olabileceğini– sorgulayabilirsiniz. Kuşkusuz bir zarar ortaya çıkacaktır, ancak bu zarar (güçlü olması şartıyla) talebin nereden geldiğine pek aldırış etmeyen hiper ölçekli şirketlerin değil, kaybeden tarafı destekleyen alacaklılar ve hissedarların zararı olacaktır. Ne var ki bu çatışma, Guadalcanal Muharebesi’nden ziyade oyun bahçesinde görülebilecek türden bir çekişmeye benziyor. Asıl çatışmalar Çinli rakipler nedeniyle yaşanıyor. Hem içeriden hem de dışarıdan olmak üzere çifte ambargoyla ve Nvidia çiplerine sınırlı erişimle karşı karşıya olmalarına rağmen, Çinliler “yaratıcılık kısıtlamasından” en iyi biçinde yararlanarak, belki daha az sofistike (ki bu da tartışılabilir) ama tüketicilerin gerçek ihtiyaçlarına daha iyi uyarlanmış büyük dil modelleri geliştirdiler. Nihayetinde, her insanın Lacan üzerine tez yazmak ya da Riemann hipotezini kanıtlamak için yapay zekaya ihtiyacı yok. Çin’in yapay zekasının kara kutusunun içini açıkça görebilsek de göremesek de kesin olan bir şey var: DeepSeek, neredeyse aynı seviyede bir yapay zeka sunmayı başardı, ama fiyatları tüm rakiplerini geride bırakıyor. Fiyat farkı, Çin ile ABD arasındaki sermaye harcamaları farkıyla uyumludur. Oran 1’e 10’dur: 2025 yılındaki sermaye harcamaları Çin’de 57 milyar dolar, ABD’de 443 milyar dolardır; 2027 tahminleri de 157 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasındadır. Görünüşe bakılırsa, Çin’de trilyonlarca dolarlık kaynak bulunmadığı için bu meseleye hakikaten kafa yoruyorlar.
DeepSeek’in tanıtımı bir “gök gürültüsü” olarak nitelendirilmişti, ama yıldırımın düştüğü gerçeği çabucak unutuldu. Herkes o zamanlar hakim olan inanca, yani ABD yapımı yapay zekanın üstün olduğu inancına geri döndü. Bu inkar hali uzun sürmedi, ilk ani artışın ardından gelen durgunluk döneminden (inkar dönemi) sonra, Çin token’larına yönelik haftalık talep bir ay içinde 5 trilyondan 20 trilyona sıçradı ve 5 trilyon seviyesinde kalan ABD modellerini geride bıraktı. Token fiyatlarının dibe vurması, inananları rehavetlerinden uyandırmalıdır; çünkü söz konusu olan, 5 trilyon dolarlık bir iş modelinin potansiyel çöküşünden başkaca bir şey değildir. Goldman Sachs –tıpkı Roma Katolik Kilisesi’nin İnanç Doktrini Kongregasyonu gibi davranarak– basit “sohbet” tabanlı yapay zekadan “ajan tabanlı” yapay zekaya bir geçiş olacağını tahmin ederek ve aylık token talebinin 2030 yılına kadar yaklaşık 120 katrilyona çıkacağını öngörerek coşkuyu körükleyebilir. Ama tuhaf olan şu ki hayati öneme sahip asıl soruyu atlamışlardır: Bu pazarı kim ele geçirecek?
Vatikan’daki muadilinin aksine, Goldman Sachs Kongregasyonu tek bir kalıptan çıkmış değildir. Orada fikir çeşitliliği hoş görülür, gerçi şunu da unutmayalım: bu, dürüstlüğün bir göstergesinden ziyade çeşitli kâr merkezlerinin varlığının işaretidir. Hatırlanacağı üzere, yüksek risk faizli ipoteklerin altın çağında, bankanın satış kolu zehirli varlıkları sıradan müşterilere yüklerken, kendi hesaplarına işlem yapan birim de piyasada cesurca açığa satış yapıyordu. Dolayısıyla, kurum içi stratejistlerden birinin tahmin ettiği üzere, bu varlıkların büyük bir kısmının Çin ve Japonya’ya gideceği öngörüsüyle bankanın şimdilik katrilyonlarca token vaadiyle ortalıkta dolaşması hiç de çelişkili değil. Sanki onu haklı çıkarmak istercesine –ABD’deki mevcut ortaklıklarına da pek aldırış etmeden– Microsoft, OpenAI ve Anthropic ürünlerinin DeepSeek ile değiştirileceğini kaygısızca duyurdu. Goldman’ın analisti, “büyük sermaye sağlayıcılarının riske aşırı maruz kaldığını” vurguluyor ve “yapay zekaya daha az sermaye tahsis etmenin hissedar değeri yaratma açısından daha yararlı olacağını” savunuyor. Ancak asıl mesele, ABD’nin yapay zekaya dayalı ekonomik modelinin daha azıyla yetinemeyecek olmasıdır.
Bu meseleyi yalnızca talep açısından değil, aynı zamanda bu 5 trilyon dolarlık girişime yatırım yapan sermaye sağlayıcılarının bakış açısıyla da ele almalıyız. Finans sektörü, bir yeniliğin “çığır açıcı” olduğu iddialarının geçerliliğini değerlendirebilecek, zaman ufkunu ve gerekli finansal desteğin sürdürülebilirliğini belirleyebilecek bir konumda olmalıdır. Oysa ne sağduyu ne de ölçülü rasyonalite neoliberal finans modelinin belirleyici özellikleri arasında yer almaktadır. Bunu, dot-com balonunun “yeni ekonomi”sinde (o zamandan beri unuttuğumuz grotesk bir etiket) gördük. İşte yine aynı şey oluyor.
Tehlikeli bir alana giriyoruz. Kilit oyuncuların da ne türden bir katkı sağlayacağını biliyoruz: hiçbir şey yapmayacaklar. Para kaybına uğrayan OpenAI ve Anthropic, henüz tek bir kapik bile kâr elde edemedi. Hiper-ölçekli şirketlere gelince, onların da durumu pek parlak değil. Financial Times, “en iyimser varsayımlara göre” Amazon hariç tüm hiper-ölçekli şirketlerin 2025–30 döneminde negatif yatırım getirisi elde edeceğini tahmin ediyor. Oracle’ın yatırım getirisi ise şaşırtıcı bir şekilde yüzde -35’tir. Nitekim, finansal hızlarını sürdürebilmek için hiper-ölçekli şirketler artık –daha önce hissedarları yatıştırmak için devasa meblağlar harcadıkları hisse geri alımlarını durdurmak da dahil– beklenmedik önlemlere başvuruyorlar ve borçlarını biriktirmeye başlıyorlar.
Yapay zekaya yönelik finansal desteğin büyük kısmı dış kaynaklardan geliyor, bu destek de yakında kesilecek. Bankalar pes etmeye başlıyor: Chicago Merkez Bankası’nın tahminine göre, 2025’in sonuna kadar yapay zeka sektörüne şimdiden 450 milyar dolarlık taahhütte bulunmuşlardı. Goldman Sachs araştırma sonuçlarına göre “özel piyasalar” yoluyla sağlanan finansmanın giderek daha önemli hale gelmesi bekleniyor, bu da Vatikan’ın o gizemli, şifreli diline geri dönüş anlamına geliyor. Yapay zeka “finansman planı” işte bu noktada duruyor: gölgelerin arasında kaynak aramak zorunda kalacaklar. İnsanlar elbette gönüllü olmaya can atıyor; ne de olsa, regülasyon eksikliği gerçek iman sahibinin en iyi dostudur.
Goldman Sachs, “alternatif yatırımlar” adlı cesur başlık altında yatırım yapmaya hazır çeşitli segmentlerden ve varlık sınıflarından övgüyle bahsediyor. Herkes ve her kesim bu alana dahil: özel kredi, özel sermaye, altyapı ve gayrimenkul fonları (veri merkezleri için gereken devasa alanlar göz önüne alındığında gayrimenkul kilit öneme sahiptir). Bu alternatifler arasındaki sınırlar, onları düzenlemelere tabi finansal sistemdeki aktörlerden ayıran çizgiler gibi giderek bulanıklaşıyor. Bankalar bu kuruluşlara kaldıraç sağlıyor; emeklilik fonları ve sigorta şirketleri emeklilik birikimlerinin bir kısmını bu kuruluşlara yatırıyor, hatta bazı sigorta şirketleri onlara kredi bile veriyor: tam bir karmaşa. Böylece, ister karanlık ister şeffaf olsun, finans dünyasının her köşesi yapay zeka finansmanına dahil oluyor, bu da felakete zemin hazırlıyor.
Eğer bu yapı çökerse, sonuçları gerçekten de felaket olacaktır. Nasıl olmasın ki? Bu iş modeli denklemi özünde sürdürülemez: tüm yatırımlar, talep konusunda en uçuk varsayımlara dayanıyor. Finans dünyası bunu usul usul fark etmeye başlıyor; böyle olduğunu bankaların sergilediği çekimser tavırlar ve buna karşılık neoliberal finansın coşku ve hayal gücü bakımından hiçbir eksiklik yaşamadığı şüpheli alanlara doğru yapılan pervasız atılımlar da gösteriyor. Anthropic’in borcunu gizlemek üzere iki özel kredi fonu Apollo ve Blackstone tarafından teklif edilen anlaşma, bu türün klasiklerinden biri olarak hatırlanacak. “Big Sky” olarak bilinen bu proje –bu adamların şairane bir yönü de var– Anthropic’e, borcu bilançosundan uzak tutan 35 milyar dolarlık bir kiralama yoluyla Broadcom’un çiplerine erişim imkanı sunuyor. Piyasayı korkutmamak için aşırı ısınma izlenimi vermekten kaçınmamız gereken bir noktaya geldik. İşte bu karmaşık mekanizma:
1) Apollo ve Blackstone, sıfırdan bir geçici yapı –Özel Maksatlı Şirket (SPV)– oluşturur;
2) Bu yapıya 35 milyar dolarlık fon sağlanır: 800 milyon dolarlık özel sermaye ve 34 milyar dolarlık özel kredi;
3) 34 milyar dolarlık borç şöyle dağıtılır: Biri Moody’s tarafından A1, diğeri A2 olarak derecelendirilen, sırasıyla 6 milyar dolar ve 24 milyar dolar tutarında sözde iki kıdemli dilim (en güvenli olanlar), ayrıca 4 milyar dolarlık bir alt kıdemli dilim;
4) Anlaşma, iki kıdemli dilimin (toplam 30 milyar dolar) Broadcom tarafından garanti altına alındığı ortaya çıktığında, anlaşma gerçekten de sıradışı bir hal alır. Bu, Anthropic’in (SPV’ye faiz ödeyen şirket) temerrüde düşmesi durumunda, Broadcom’un zararı karşılayacağı anlamına gelir;
5) Ayrıca bu girişimde Broadcom’a danışmanlık yapan Morgan Stanley, bu menkul kıymetleri satın almak isteyen yatırımcılara kredi vererek hizmetlerini cömertçe sunar.
Peki, ne ters gidebilir ki? Bu alana girmek, bir “kredi döngüsünün” rayından çıktığının en açık işaretidir. Çiplerle teminatlandırılmış krediler kadar abartılı planlara başvurulması –Big Sky, tek başına bir vaka olmaktan çok uzaktır– saklanacak çok şey olduğunu gösteriyor. Morgan Stanley, hiper-ölçekli şirketlerin bilanço dışı yükümlülüklerine ilişkin gerçekten tüyler ürpertici tahminler yayımladı: Kalan Hizmet Yükümlülükleri –yani henüz inşa edilmemiş kapasiteye dayalı olarak gelecekte bilgi işlem gücü sağlama taahhütleri– ile arazi, bina ve çip satın alma gibi diğer yükümlülükler birleştirildiğinde, toplamda 1,8 trilyon dolarlık bir tutar ortaya çıkıyor (800 milyar dolar artı 1 trilyon dolar). Elbette bunların tamamı bilanço dışı.
Şu soru akla gelebilir: Bütün bu para aslında nereye gidiyor? Görünüşe bakılırsa, bu soru gitgide daha retorik bir hal alıyor. Yapay zeka ekonomi-finans kompleksi, karmaşık ve içinden çıkılmaz bir çalılığa dönüşmüş halde, bu yapının her bir kıvrımına hakim olmak ürkütücü bir imtihandır. Yine de, nereye bakılırsa bakılsın, çıkmazlar ve öngörülemez değişkenler görülüyor; bunlar –nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın– herkes için olmasa da bazıları için feci sonuçlar doğuracaktır. Tüm bunlar olup biterken finans sektörü başından ayağına çamura batmış halde, mantığın her sınırını kayıtsızca aşmıştı, artık içten içe derin bir endişe duysa da, kamuoyunda sarsılmaya başlayan inancı desteklemeye devam ediyor. Bazen çarpık, bazen de gizli gündemlerin yönlendirdiği tuhaf davranışlar gün yüzüne çıkıyor. Dario Amodei, Anthropic’in gelirinin 1 trilyon dolara ulaşmaması halinde iflası engelleyecek hiçbir şey görmediğini açıkça söylüyor. SpaceX ve Anthropic’in tükettiği pazarda geride kalmamak için acil bir halka arz (IPO) için çaresizce çabalayan OpenAI’daki meslektaşı Sam Altman ise artık yeniden düşünmenin, fiyatlandırma, rekabet ve talep konusunda netliğe kavuşabilmek için biraz zaman ayırmanın vaktinin geldiğine inanıyor.
Ağzına kadar dolu bir barut fıçısı var, tek gereken de bir kibrit. Şimdi de bir kutu kibrit ortaya çıktı. İlk olarak, yükselen faiz oranları. Körfez’deki çatışmadan kaynaklanan enflasyona karşı koymayı amaçlayan para politikası nedeniyle yukarı çekilen ABD hazine bonolarını ele alalım. Bu bonoların getirileri, temelini oluşturan Federal Rezerv fon faiz oranıyla birlikte sistem genelindeki borçlanma maliyetleri için bir referans noktası işlevi görüyor. Faiz oranlarının yükselmesi söz konusu olduğunda, yatırım getirileri ile borçlanma maliyetleri arasındaki fark üzerine inşa edilmiş bir yapıyı sarsmak bazen çok az bir şey gerektirir; bırakın negatife dönmesini, bu farkın daralmasına bile izin verilemez. Bir faiz artışı fazla olursa, bu bahisler aniden zarara geçer ve spekülatörleri çıkışa doğru koşmaya sevk eder.
Bir de hisse senedi piyasalarında yaşanan gelişmeler var. Yatırımcıların işlemlerini gerçekleştirdikleri aracı kurumlar tarafından hisse alımlarını finanse etmek üzere kolayca sağlanan borçlara dair endişeler artıyor. Sözde “borç limiti” marjinal olmaktan fazlasıyla uzak, 1,4 trilyon dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Hisse senedi piyasaları tersine dönerse ne olur? Yatırımcılar, meşhur marj tamamlama talepleriyle karşı karşıya kalacaklar. Bu da krediyi teminat altına alan varlıkların değer kaybetmesi durumunda, bir aracı kurumun müşteriden krediyi güvence altına almak için ek teminat yatırmasını talep etmesidir. İşte burada başlangıçtaki önermemizi revize etmeliyiz: hisse senedi piyasası balonları, kredi sisteminden ayrı kaldıkları sürece özellikle tehlikeli değildir. Temerrüt riskleri ve likidite için gözü dönmüş bir mücadele potansiyeli yarattıkları zaman tehlikeli hale gelirler. Piyasanın bir segmentindeki fonlama ihtiyaçlarını karşılamak için yatırımcılar başka bir segmentteki varlıklarını satarlar. Bu da o piyasanın likidite sıkıntısı yaşamasına yol açar, başka yerlerde yeni satışları tetikler ve bu döngü böyle devam eder. Eğer finansal sistem halihazırda yapısal istikrarsızlığın kritik bir noktasındaysa, bu zincirleme reaksiyon sistemi çöküşe sürükleyebilir.
Son olarak, başka bir büyük olayın yaşanma ihtimali de var. Mesela bir yapay zeka laboratuvarının halka arzının başarısız olması veya sembolik açıdan önemli bir borsa çöküşü. Örneğin SpaceX’in büyük bir heyecanla karşılanan halka arzı, hisse fiyatının ilk yükselişin ardından yeniden düşüşe geçmesini engelleyemedi. Tabii bir de Oracle var, iflas mirası yaratmakla meşgul olan ve zincirleme reaksiyonu tetikleyebilecek bir şirket: yüzde -35 yatırım getirisi, özkaynaklarının beş katı büyüklüğünde borç ve görünüşte yapay zeka odaklı devasa bir verimlilik artışı adına ama nakit akışını yeniden sağlamak ve temerrüdü önlemek için alınan çaresizce bir önlem olarak 10 bin kişilik gruplar halinde personel işten çıkarma planları. Oracle’ın çöküşü, her büyük finansal krizde görülen türden bir olay olacaktır: büyünün aniden bozulduğu, içeriden sarsılan, artık çok kırılgan hale gelen inancın çöküşü. Ardından da genel bir çöküş yaşanacaktır.
*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Frédéric Lordon’un Sidecar‘da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir. İlk versiyonu e-komite’de yayımlanmıştır.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vessaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vessaire’yi desteklemek için vessaire ana sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.



